HUKUK SİYASALLAŞIRSA
Ragıp GÖKER
28 Şubat kararlarının ardından bozulan güven ortamı sonrasında zamanın
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından, Başbakan Bülent Ecevit'e Anayasa
kitapçığının fırlatılmasıyla 2001 ekonomik krizinin yaşandığı sıralarda kurulan AK
Parti, milletin önüne bir umut olarak sunulmuştu.
Ki;
Zamanın kamuoyu yoklamaları, AK Parti'yi yapılacak ilk seçimin kazananı olacağını
gösteriyordu.
AK Parti ilk genel seçimin kazananı oldu olmasına.
Ve fakat.
Lideri, Recep Tayyip Erdoğan, İBB Başkanı olduğu dönemde okuduğu bir şiir
nedeniyle siyasi yasaklı hale gelmişti.
AK Parti iktidardaydı ama Erdoğan, Milletvekili seçilemediği gibi Başbakan da
olamıyordu.
Sacayağının biri noksandı.
Demokrasimiz topaldı yani.
Derken CHP'nin lideri Deniz Baykal devreye girerek, Erdoğan'ın siyasi yasağını
kaldıracak yasal düzenlemenin yapılmasını sağlamıştı ancak, seçimlere gidilirken
Erdoğan'ın Başbakan olamayacağı biliniyordu.
Ki;
Siyasi yasak getirilmesini sağlayan muktedirler Erdoğan için, ''Muhtar bile olamaz''
diyorlardı.
2002 seçimleri öncesi o sıralarda çalıştığım Dünya Gazetesi için bir ek hazırlığı
nedeniyle Merzifon'daydım.
Merzifon ekinin hazırlıkları sırasında iş insanlarıyla, ekonomik verilerin yanı sıra,
siyasi ortama dair sohbetler de yapıyorduk.
O yıllara kadar bir sağ partiye hiç oy vermediğini, belki daha sonra da hiç
vermeyeceğini söyleyen bir sanayici dostum, Erdoğan'a yapılanları hukuk kurallarına
aykırı bulduğunu belirterek, AK Parti'ye oy vereceğini söylemişti.
AK Parti'nin iktidarı öncesi ülkemizde sahiden de hukuk siyasallaşmıştı.
PARTİNİN ADINDA ADALET VURGUSU
Adını, iktidar olduktan sonra AK Parti olarak tescilletti ama Erdoğan'ın iktidara
taşıdığı ve 23 yıldır iktidarda tuttuğu partisinin adı Adalet ve Kalkınma Partisi idi.
Erdoğan, kalkınmayı önceleyen siyasetinin temelinde ''Adalet'' anlayışını da güçlü
bir şekilde vurguluyordu.
AK Parti iktidarının ilk yedi yılı, Kemal Derviş kararlarının da etkisiyle çok parlak geçti.
Paramızdan 6 sıfır atılmış.
Otoyollar ve sağlıkta reform gibi atılımlar nedeniyle ekonomik ve siyasi istikrar
sağlanmıştı.
İMAMOĞLU DENGEYİ BOZDU
Ve fakat.
Ne olduysa 2019 yılında yapılan yerel seçimlerde oldu.
CHP'nin o dönemki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Beylikdüzü ilçesinin Belediye
Başkanı Ekrem İmamoğlu'nu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak
gösterdi.
İmamoğlu, AK Parti'nin İkinci Adamı olarak bilinen Binali Yıldırım karşısında seçimi
13 bin farka kazandı.
Birçok kişinin içine sindiremediği bir nedenle seçim iptal edildi.
İmamoğlu yenilenen seçimi bu defa 800 bin farkla kazandı.
Türk halkı, 2002’de Erdoğan’ın mağdur edildiğini düşünerek, partisine bakmaksızın
destek vermişse, İstanbul halkı da, İmamoğlu’nun mağdur edildiğini düşünmüş ve 13
bin dolayındaki oy farkını, 800 bine kadar çıkarmıştı.
Ekrem İmamoğlu, AK Parti'den güçlü rakibi Binali Yıldırım'ı yenmişti ama ''İstanbul''
demek, ''Erdoğan'' demek anlamına geldiğini aslında herkes biliyordu.
Ve buna bağlı olarak da bizzat Erdoğan'ın deyimiyle İstanbul'u kazananın, Türkiye'yi
kazanacağına dair güçlü bir işaret olduğu da herkesçe bilinen bir gerçekti.
2019'daki seçimini elbette Yüksek Seçim Kurulu İptal etti ama kamuoyu bunun
vebalini AK Parti'nin sırtına yükledi.
Gözaltı kararı ve sonrasında çıkacak mahkeme kararlarından bağımsız olarak şunu
söylemek isterim.
Kamuoyundaki büyük çoğunlukta, 2002 öncesi Erdoğan’a yapılanların, günümüzde
İmamoğlu’na yapıldığına dair güçlü bir algı oluşmuştur.
Nitekim Avrupa’dan gelen açıklamalarda da bunun izlerini görmekteyiz.
HUKUKUN SİYASALLAŞTIĞI ALGISI
Seçimin iptali, AK Parti'nin adındaki 'Adalet' vurgusunu zedeledi.
Hukukun siyasallaştığına dair söylemler yeniden güçlü bir şekilde dillendirilmeye
başlandı ki, hukukun siyasallaştığına dair ilk işaret aslında Ergenekon ve Balyoz
operasyonları sırasında alınmıştı.
CHP İstanbul'la birlikte Ankara'yı da kazanarak, AK Parti'nin elinden iki güçlü kaleyi
almış, gerek İmamoğlu ve gerekse Mansur Yavaş çok başarılı bir dönem geçirmişler,
bunun sonucunda 2024 seçimleri de farkla kazanılmış, CHP yıllar sonra Türkiye’nin
birinci partisi olmuştu.
İMAMOĞLU ERDOĞANA RAKİP OLDU
Gerek İmamoğlu ve gerekse Mansur Yavaş'ın yanı sıra, Adana Mersin, Aydın gibi
büyükşehirlerdeki belediye başkanlarının başarısı, halkın ''CHP'liler başaramaz''
algısını yıktı.
Mansur Yavaş da adaylık düşündü ama özellikle Ekrem İmamoğlu, yapılacak ilk
seçimde Erdoğan'ın karşısına Cumhurbaşkanı Adayı olarak çıkacağını açıkladı.
Ne olduysa bundan sonra oldu.
İstanbul Cumhuriyet Savıcılınca İmamoğlu hakkında bir dizi soruşturma başlatıldı.
İfadeye bile çağırıldı.
Son olarak İstanbul Üniversitesi, İmamoğlu'nun İşletme Fakültesinden 31 yıl önce
aldığı diplomasını iptal etti.
Bir gün sonra da, bir şafak vaktı konutuna yapıla baskınla gözaltına altındı.
Savcılıktan yapılan açıklamada, İmamoğlu suç örgütü lideri olmanın yanı sıra, terör
örgütüne yardımla suçlandığı bildirildi.
MUHALEFET İNANMADI
İmamoğlu'nun diplomasının iptalinin yanı sıra, suç örgütü lideri ve terörle ilişkili olarak
suçlamayla gözaltına alınma kararı başta CHP'liler olmak üzere, muhalefet
partilerinin tamamına yakının tepkisine neden oldu.
Soruşturma ve kovuşturmaya dair suçlamalar konusunda bir şey söylemeyeceğim
elbette zira dosya konusunda bilgi sahibi değilim.
Yerel bir gazeteciyiz malum.
Bu konuda yazmayı düşünmüyordum açıkçası
Ve fakat.
Dün, diğer muhalif parti liderlerinin yanı sıra, son seçimlerde Cumhur İttifakı'na
destek vermiş Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan da, yapılanları,
''Siyaseti de adaleti de ezip geçen bu tutum, 'hukuk devleti'ni tasviye edip,
'savcılar ve yargıçlar devleti'ne geçişin özetidir''' şeklindeki cümleleriyle
eleştirince, yaşananlara kayıtsız kalamayacağımı anladım.
ADALETE GÜVEN SARSILMAMALI
Gözaltı süreci, mahkeme aşamasıyla devam edecek.
Gözaltı süreciyle piyasalardaki dalgalanmanın sonucunun sırtımızda oluşturacağı
ekonomik yük bir tarafa, mahkemelerden ne karar çıkar bilemem ancak, diplomanın
iptal edileceğine dair bilgi gibi mahkeme kararlarına dair düşüncelerin kimi yayın
organlarında dillendirilmesi, adalete olan güveni sarstığına dair düşüncemi buraya
not olarak düşürmek isterim.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, devletin temelini adaletin oluşturduğu
gerçeğinin bilinciyle, sığınacağımız tek limanın hukuk olduğunu biliyoruz.
Adalete güveneğiz ve adaletin terazisinin herkes için aynı eşitlikte tartmasını
bekleyeceğiz.