Kulüpler şampiyonası, futbolu zirveye taşıdı.
Tam olarak dünya futbolunun röntgenini çektik.
Inter fark yedi, Real ihtiyar futbolculardan kurulu gibiydi. Simonenin Atletikosu kevgire döndü…
Luiz Henrike; finale kadar turnuvanın ‘Dahi’siydi…
Çok keyifli maçlar izledik…
Kimdir, nedir bilmediğim 8-10 yiyenler vardı arada! Biz katılsak aynısı olur mu geçti aklımdan.
Alemin Kuralıdır “Siz kendinizi değiştirmedikçe” diye devam eder…
Elli sene öncesi, sonrası bir kıyas etsek, nereden nereye Türk futbolu?
Sıfırın altında elli, yüz desem. Kolu kanadı kırılmış, yuvası dağılmış, elin artığı “kara” “beyaz” iri kıyım yarmaların istilasında desem…
20 milyon çocuğun karne aldığı ülkede, en üst liginde 20 çocuk oynamıyor desem.
Oynayanlarda figüran, yardımcı rolde…
84-90 Gençlerbirliği formasıyla en tepede 140 maça çıkmışım.
O Hakemin arkasına dizildiğimizde, selamlaşırdık.
Fatih Terim mimikleriyle selamlaşırdı.
Futbolun asil çocuğu Oğuz Çetin, aynen topa değdiği gibi nazik, narin, candan gözlerini kısarak el uzatırdı.
Samet Aybaba, ne kadar zorlasa da kasabanın ojul kaçkını halinden kurtulamadan Elini uzatırdı…
Memleketim bordo maviden aklımda kalan göğe uzanan açık tribünü, sahanın etrafındaki koşu parkuru, birde en başından üzerimize çullanan, attıkca çoşan, acımasız halleri…
İkiydi yabancı sayısı.
Seydiç diye bir Yugoslav vardı. Olacak iş değil. Bir maç karşı karşıya, vallahi yüz tekme atmış, birini tutturamamıştı. Repçic, Pesiç…
Sarıyerde bir yugoslav vardı, saç, sakal, hafif kilolu, sadece Şarap şişesini soyunma odasında bırakmış gibi! Çelebiç. Önde Rıdvan oynuyor, bu sarhoş pas açısı okuşana kadar binbir hünerle topu saklıyor, attığ hiçbir pasa savunma hamle yapamıyordu. Sonrası Rıdvan…
Malatya’da da Oktay, Diyarbakır da Recai, Rize de Sarı Hüsnü, Ankaragücu Halil İbo…
Nereye gitsen bizden gözler, kalpler, aynı his, aynı nefes…
Yüz sayfa yetmez tarif etmeye, memleketim kokuyordu her çim tanesi…
Bu nedir arkadaş. Ne kadar iğrenç bir hal aldı ülke futbolu…
En basidinden gireyim.
Bizım U 19 maçları. Juventus, Salzburk, Barselona tam olarak 30-40 yıl geriye götürmüştü bizi…
Sonra ne oldu?
İri kıyım yarmalara terk ettiler sahneyi!!!
Çok acı bir durum. İncitiyor insanı. Aşağılık bir durum Türk futbolu için…
Çakallarla dansediyoruz artık.
Türk çocuğuyla neden uğraşsın. Ne etsen bir gün duyuluyor, sır saklamıyor Bizim çocuklar.
Yabacının şeyi tatlı oluyor…
Kulübü ne aldı bilinmiyor!!!
Futbolcu kaç kuruş bilinmiyor…
Kaçı kulübe, kaçı futbolcuya, bizim kulüpten kaç lira çıktı hiç kimse bilmiyor!
En tuhafıda bu alınan futbolcu mu? Sirk cambazı, üçkağıtçı mı ancak altı ayda anlaşılıyor…