Samsunspor-Trabzonspor
Samsunspor ve Trabzonspor maçları, Samsun’da da Trabzon’da oynansa önemlidir.
Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti futbolumuz için ne kadar önemliyse, Samsunspor-
Trabzonspor rekabeti de o kadar önemlidir.
Bölge derbisidir yani.
Milliyet gazetesinin 40 yıl öncesine kadar maç yazılarına başladığı o klasik ifadeyle yazıya
başlayacak olursak:
Hava güneşli, saha futbol oynamaya müsait.
Tam bir maç havası yani.
Ve fakat…
Ben yazımın girişinde maça ne kadar önem atfettiysem, Samsunspor taraftarları da bir o
kadar maça ilgisizdi.
Siyasi partilerin iktidardan düşecekleri, önce bürokrasinin, sonra da müteahhitlerin desteğini
kaybetmeleriyle anlaşılır.
Futbol takımları için de durum böyledir.
Öyle anlaşılıyor ki taraftarları Samsunspor’dan desteğini çekiyor.
Trabzonspor rekabetinde bile tribünler dolmuyorsa bu durum başka nasıl açıklanır,
bilemedim.
Oysa stadyumun duvarına “Kuzeyin Kralı” yazan Samsunspor, maça ses düzeninden
çalınan Kayahan’ın “Seninle her şeye varım ben, sen iste canım senin olsun” şarkısıyla
çıkıyordu.
Ne yaman çelişki!
Maça iyi başlayan taraf Trabzonspor’du. Samsunspor’un sağ kanadını savunan oyuncuların
bir anlık dalgınlığı sonucu altıpas çizgisi üzerine çevrilen topu, “Dünya Yıldızı” unvanlı
Muhammed Salah gibi bir oyuncu kale yerine dağlara taşlara vurunca Samsunspor tribünleri
derin bir nefes alıyordu.
Davul bile dengi dengine diye bir söz var, bilirsiniz.
Trabzonspor’un Fabinho, Muçi, Salah gibi yıldızlardan oluşan kadrosu topa sahip olurken
Samsunspor’a pozisyon üretme şansı tanımadı.
Böylesi maçların bir devresinde pozisyon üretebileceğiniz bir veya iki şans ancak bulursunuz.
Sakatlanıp çıkmadan önce Celil’in çabuk oynayarak Tanguy Coulibaly’yi sağ kanattan
kaçırmasıyla topla buluşan Bayo, topu ağlarla buluşturamayınca Samsunspor ilk yarıdaki tek
pozisyonunu da harcamış oluyordu.
O pozisyon kaçınca Samsunspor’un havası da kaçıyordu.
Sonra Trabzonspor’un peş peşe golleri geliyordu.
Maç Trabzonspor’un kontrolüne geçmişken, devre de böyle bitecek diye düşünülürken Melih
Kabasakal’ın Elliot Watt’a attığı kafa, Trabzonspor’un ilk yarıyı 10 kişi tamamlamasına neden
oluyordu.
Bayo’nun takımı adına yakaladığı tek pozisyonu harcaması ve peşi sıra gelen Muçi’nin golü,
maçın o dakikadan itibaren Samsunspor adına zor geçeceğinin bir işareti gibiydi.
Melih Kabasakal’ın kendini attırması, maçın ikinci yarısında Samsunspor için tünelin
ucundaki ışık gibiydi. Ama Tanguy Coulibaly ikinci yarının başlarında yakaladığı fırsatı gole
çeviremeyince o ışık da maçı kazandıracak yolu aydınlatmaya yetmedi.
Samsunspor tat vermiyor.
Bu kadro yapısıyla tat verecek gibi de gözükmüyor.
Yüksel Yıldırım da Thorsten Fink de taraftardan sabır ve destek istiyor ama sabır da bir yere
kadar, değil mi?
Trabzonspor’un yıldızlarıyla kazandığını söylemek biraz kolaya kaçmak gibi olur aslında.
Sezon başında da vardı bu yıldızlar. Ama aynı yıldızların sezon başındaki oyununa bakınca
takımın Alman disipliniyle tanıştığı anlaşılıyor.
Maçın son yarım saatinde, 10 kişi kalmanın etkisiyle Samsunspor’un baskısı karşısında
bunalsalar da takım savunmasındaki disiplinden uzaklaşmadılar. Bir pozisyonda üst üste
direkten dönen iki top dışında Samsunspor’a fazlaca pozisyon da vermediler.
“Alman disiplini” demişken… Alman disiplini altında oynayan iki takım arasındaki farkı, iki
takımın kadro kalitesi belirlemiş oluyordu.
Bu kadar basit yani.